...:::wWw.GocmenkoliK.coM:::... (Arşiv Ana sayfa) => Bulgaristan & Bulgar tarihi

Konu: Bulgar Edebiyatı / Hristo Botev (1848-1876)

Sayfa: [ 1 ]

_deva_ 03.05.2009 09:28:09







_Hayatı_
Botev , 5 ocak 1848'de , Rumeli'ye bağlı Filibe yakınlarındaki , Kalofer kasabasında dünyaya gelir.Babası , Odesa'da ruhani bir okulu bitirmiş öğretmen , yazar ve uyanış döneminin önemli bir kişisi olan Botyo Petkov'dur.Yazar , babasının etkisiyle , daha çocuk yaşında Rus edebiyatına büyük ilgi duymuştur. Halk dilini ve şiirini , 400'den fazla türkü bilen annesinden öğrenmiştir.İlkokulu doğduğu şehirde bitirir.1863 yılında , lise öğrenimi için Odesa'ya gönderilir.Botev , bu şehirdeki liselerden birinde , burs alarak okumaya başlar.Burada , Çernişevski , Dobrolyubov , Herzen gibi Rus yazarlarını inceler ve 1860'ların devrimci ruhunu ve nihilizmi benimser.1864'te , Rus devrimci hareketine katılır.

1866'da , aldığı burs kesilince , liseyi bırakmak zorunda kalır.Bir süre , güney Rusya'nın bir köyünde öğretmenlik yapar.1867'de , Bulgaristan'a döner ve Kalofer'de hasta olan babasının yerine , öğretmenlik yapmaya başlar.Kiril ve Metodiy kardeşlerin doğum yıldönümü kutlamaları nedeniyle söylediği ateşli bir söylev yüzünden , yöneticilerle başı derde girer.Babası , öğrenimine devam etmesi için , onu yeniden Rusya'ya yollamak ister.Ancak , parasal nedenler yüzünden; Rusya yerine , Romanya'nın Braile şehrine gider.Burada , Voinikov'un , "Dunavska Zora" gazetesinde çalışmaya başlar ve Bulgar sığınmacılarının sorunlarıyla ilgilenir.

1868'de , Hacı Dimitr ve Stefan Karaca'nın çetelerinin Tuna nehrini geçerek , Bulgaristan'a girmesinden cesaretlenen Botev;Jelyo Voyvoda'nın çetesiyle , Bulgaristan'a geçmeye hazırlanırken , ailesine vasiyetini yazar.Bu vasiyet "veda" şiiridir ve bu şiir;yazarın , 1871'de çıkarmaya başladığı , "Bulgar Sığınmacılarının Sözü" ya da kısa adıyla "Söz" dergisinde yayınlanır.Botev , aynı yıl , Bükreş'teki Bulgar devrimci merkez komitesine başkan seçilir.Paris komününe olan sempatisini de dile getiren yazar , komite adına , 20 nisan 1871 tarihinde , "İnanç Sembolü" adlı bildirisini yazar.Daha sonra , bu bildirileri , veliçko Popov ile birlikte , Romanya'nın çeşitli yerlerine kurdukları komite binalarına bırakırlar.

Botev , 1872'de tutuklanır.Hapisten çıktından sonra , yeniden Bükreş'e yerleşir. Burada , önceleri , Karavelov'un çıkardığı , "Özgürlük" ve "Bağımsızlık" gazetelerinin yayınında yardımcı olur.Daha sonra , 1873'te "Çalar Saat" , 1874-75 yıllarında ise , "Bayrak" adlı gazeteleri çıkarır.1875'te , Bulgaristan'da ayaklanma hazırlığı başlayınca;Botev , bu ayaklanmayı örgütlemek için , Odesa'ya gider.Bu arada , Romanya'daki sığınmacı merkezlerini dolaşır.1876'da , "Yeni Bulgaristan" adlı gazeteyi çıkarır.Bir ara , İstanbul'a gider ve Rus elçisi İgnatiyev ile görüşerek; Rusya'nın , Bulgaristan hakkındaki düşüncelerini öğrenmek ister.1876 Nisan ayaklanması başlayınca , Botev;Romanya'da kurduğu 200 kişilik çetesiyle birlikte , buharlı bir Avusturya gemisiyle Tuna'yı geçerek , Bulgaristan'a ulaşır.Çeşitli yardımlarla , batı Balkanlar'daki veslets Dağı'na kadar gelir.Burada , Osmanlı ordusuyla karşılaşır.Çete kuşatılır.Botev , 20 mayıs 1876'da çıkan çatışmada öldürülür.


Eserleri :

Botev , 22 şiir yazmıştır.Ayrıca , çok sayıda;makale , deneme , yergi , mektup ve feyletonları vardır.Botev , ilk şiirsel itirafını , "Annem'e" adlı şiiriyle yapmıştır. Şair , annesine , böylesine büyük bir dava uğruna ölürse , ardından ağlamamasını vasiyet eder.Botev , kendi trajik geleceğini sezmiş gibidir.Bu şiir , Slaveykov'un "Gayda" gazetesinde yayınlanır.Daha sonra , "Erkek Kardeşime" adlı şiirini yazar. Bu iki şiirinde , acı ve yalnızlık vardır.1871'de "veda" adlı şiirini yazar."Söz" gazetesinde yayınlanan bu şiir , Botev'in bir çeşit vasiyetidir.Şiirde ; isyancı görüşlerini , savaşa hazır olduğunu , vatanına duyduğu sevgiyi ve Osmanlılara duyduğu öfkeyi dile getirir.

"Söz" gazetesinde , yazarın ayrıca;"Çeteciler" , "Kocaya Kaçan" , "İlk Aşkıma" , "Mücadele" adlı şiirleri de yayınlanır."Çeteciler" 'de isyan hakkındaki iyimserliğini , "İlk Aşkım" 'da ise , yeni duygular ve yeni yüzlerle isyanın romantik görüntüsünü çizer.

Botev'in şiirlerinden başka , bir de baladı vardır.Bu baladın konusu , Hacı Dimitr'in tehlikelerle dolu olan bir seferidir.Hacı Dimitr'in serüvenleri ile ölümü arasında , bütünlüklü bir kıyaslama yapılır.Yazar , ünlü çeteciyi;kendini halkına ve vatanına adamış olan bir kahraman olarak sunar.Şiirdeki birey , halk ve vatan sorunudur.Botev , bu şiirde , duygusallığı aşmış;eski kalıp ve ilkeleri terk ederek , halk şiirinin etkisiyle , romantizme yaklaşmıştır.Botev'in yazgısını açığa vuran bu şiir , önsezi ve öngörüleri açısından da önemlidir."Hacı Dimitr" , tüm Bulgar edebiyatının en tanınmış şiirlerinden biridir ve Botev'in , en vatansever yaratımı olarak kabul edilir.

Botev , 1873 yılında , Dua" adlı şiirini yazar.Bu şiir , siyasi ve sosyal bir itirafnamedir.Şiirde , şairin geleceğe olan inancı belirtilmiş ve lirik kahramanın yüzü ortaya çıkmıştır.1875'te , "Vasil Levski'nin İdamı" adlı şiirini yazar.Şiirde , çekilen acıların yanı sıra;Levski'nin kişiliği , eylemleri ve mücadeleleri övülerek anlatılır.Botev , 1875'te şiirlerini toplayarak , "Botev ve Stambulov'dan Türküler ve Şiirler" adı altında yayınlar.Kitabı hazırlarken , şiirleri birçok kez gözden geçirmiş;eski sözcükleri ayıklayarak , üslubunu güzelleştirmiştir.


_deva_ 03.05.2009 09:29:00
Sanatı ve Görüşleri :

Botev'in coşku verici şiirleri;kendini bilmenin , bir tür dramını yansıtır.Vatansever bir insanın görevleri adına , kalbinde ne varsa , onu anlatmıştır.Bu nedenle onun şiirinde , vatanı için şehit düşmüş insanlar ve kahramanlar ağırlıklı bir yer tutar.Botev , yazdığı şiir ve düzyazılarda , kahramanlarını ülküselleştirir.Fiziki ve ruhsal güzelliklerini betimler.Yazar , ilk şiirlerinde , bireyin ve halkın kaderi sorununa eğilmiştir.Şiirlerinin birçoğunda ise , ölüm duygusu , baskın bir duygudur.

Botev , esinlenmesinin yüceliğiyle , diğer tüm Bulgar Rönesans şairlerinin ötesine geçmiştir.İmgeleminin gücü , yarattığı heyecan verici atmosfer , şiirinin teknik yetkinliği ve dil kullanımındaki ustalığıyla , büyük bir şairdir o.Sıklıkla , halk şarkılarına yakın olan şiirleri , tüm Bulgarların ruhuna seslenir.Dizelerinin içerdiği ritimlerin çeşitliliği , onun şiirlerinde , olağanüstü bir yaratımı açığa vurur. 8 heceli uyaksız şiirlerinden bazıları , sıkça yapılan yinelemelerle , halk şirinin temelini derinden etkilemiştir.Botev'in şiirleri , teknik kusurları da içerir.Ancak , güçlü ve anlık anlatım bakımından , bu şiirlerde;güzellik ve yetkinlik vardır yine de.Şiirlerinde , romantizmin ögeleri kadar , derin gerçekçi ögeler de vardır. Botev , romantizm bakımından;Puşkin , Lermontov ve Byron'la birlikte anılır.

Botev , şiirde olduğu kadar , mizahta da yetkindir."Çalar Saat" adlı mizah gazetesinde , toplumun ve döneminin kusurlarını alaya alan , fıkra ve taşlamalar yazmıştır.Onun eleştirel yönü , sadece mizahi türlerde değil;Bulgar edebiyatı hakkında yazdığı değerlendirme yazılarında da görülür.


Botev'in Sosyal ve Siyasal Görüşleri :

28 yıl gibi kısa bir hayatı olan Botev , toplumsal gelişmenin en ilerici çizgisinden , hiçbir zaman ayrılmamıştır.Bütün insanlara mutluluk sağlayacak olan , doğrucu bir toplum düzeninin kurulması düşüncesi , onun esin kaynağı olmuştur.Onun ideolojik gelişmesi , Bulgaristan'ın;toplumsal , ekonomik gerçeği ve Rus felsefi düşüncesinin etkisi altında olmuştur.

Botev'in ele aldığı temel düşünce;Osmanlı feodalizminden ve onun dayanağı olan Bulgar çorbacılarıyla(halkın Hıristiyan ileri gelenlerine taktığı ad) , dini önderlerinden kurtuluşudur.Ona göre , Bulgar çorbacıları , bütün kötülüklerin başı ve halkın en azgın düşmanıdırlar.Tüccar-sanayici burjuvazisi , halkına ihanet etmiştir.Dini önderler ise , ilericilik ve kurtuluşun başlıca düşmanlarıdır.Her akıllı ve namuslu insan , dinden ve aptalca inanışlardan kurtulmalıdır.Çünkü , bu tip inançlar , insanın akli ve fiziksel gücünü yok etmektedir.Çarları ve Papayı koruyan Tanrı'ya karşı gelir Botev.Kölelerin koruyucusu ve küçümseyici bakışların cezalandırıcısı olan "Akıl Tanrısı" 'na ise , çağrıda bulunur.

Botev , insanlık ve özgürlük adına;halkın gücünü parçalamak , onun siyasi ve manevi kurtuluşunu geciktirmek için yaratılan , her türlü sahte ilim ve siyasi kuramlara karşı gelmiştir.Ona göre , Avrupa ve Amerika'daki burjuva demokrasileri de çıkmazdadır.Yazar , Avrupa ve Amerikan burjuvazilerinin gerici niyetlerine rağmen;Avrupa'ya karşı , daha ılımlı görüşler içindedir ve şöyle demektedir : Avrupa'ya körü körüne öykünmemeliyiz.Avrupa'dan , bize ve insanlığa yararlı olanı almalıyız.

Botev'e göre , bugünkü toplumsal hayatta ve insanların bugünkü siyasal düzeninde , fakiri her yerde köle yapan bu acıklı kuralı ; ne düşünce gelişmesine , ne bilimin yeniliklerine , ne de ticaretin kolaylıklarına bağlayabiliriz.Uygarlığın nimetlerine , fakir ve zengin ayrımı ortadan kalktığında ulaşılabilir.Kötülüğün ana nedeni , çok fakir ve çok zengini yaratan , anormal toplum düzenidir.

Botev , sadece sözle değil;uygulamada da , sonsuz sevgisini gösteren bir vatanseverdir.Şovenliğe ve Bulgarların , burjuva milliyetçiliği düzeyinde övülmesine karşıdır.Vatansever olan Botev , aynı zamanda evrenseldir de.O , vatanseverliğin ve evrenselliğin;yani , Bulgarlar ile bütün milletlerin çıkarlarının , gerçek bir birleşimidir.Onun vatanseverliği , evrenselliğe organik bir şekilde bağlıdır.Ona göre , kurtuluş için ölen;yalnız kendi vatanı için değil , bütün dünya için ölmüş demektir.


Botev'in Felsefi Görüşleri :


Botev'in bakış açısının temel , ideolojik ve kuramsal kaynakları;felsefi materyalizm ile Rus düşünürlerinin , devrimci demokratik görüşleridir. Feuerbach'ın felsefesiyle , onlar sayesinde tanışmıştır.Proudhon , Bakunin , Çernişevski ve Neçayev'den , belirgin bir şekilde etkilenmiştir.Bükreş'te olduğu dönemlerde , Marx'ın bazı eserlerini okumuştur.Bu eserler , Botev'in , felsefi ve sosyo-politik görüşlerini etkilemiştir.Ancak , içinden geldiği toplumsal koşullar nedeniyle , Marksist olamamıştır.Buna karşın felsefe , sosyoloji ve estetik alanlarında , düşünceleriyle ufuklar açmıştır.

Botev , Feuerbach'ın materyalist felsefesinin izinde;felsefenin temel problemi olan , us ve madde ilişkisine değinmiştir.Ona göre , us;bedene ve beyne özel , ikincil bir ürün ve bir sonuçtur.Us , bedenden ayrı ve bağımsız bir unsur olarak , tek başına var olamaz.Botev , bu bağlamda , bedenin öldükten sonra , ruhun yaşaması düşüncesini kabul etmez.Ona göre , bu;baştan aşağı bir uydurmadır. Tanrı , doğadan ayrı ve onun dışında bir varlık değildir.O halde , maddesel dünyanın yaratıcısı olamaz.Bu nedenle , Botev , Tanrıbiliminin uzlaşmaz bir karşıtıdır.O , Tanrıtanımazlığı , bilimsel bir kuram olarak kanıtlamıştır.Botev , yalnızca , Tanrı'nın bir ruh olarak nesnel varlığını kabul etmemekle kalmamış; dinin ve ruhban sınıfının , gericiliğine de dikkat çekmiştir.

Botev'e göre , organik ve inorganik maddeler arasında bir uçurum yoktur. Organik madde , inorganik maddenin içinde oluşur.Us ve insan bilinci de , onun içinden çıkar.Bu nedenle , Botev;felsefenin temel problemi olan , us ve madde ilişkisini , materyalist bir bakış açısıyla ele almıştır.

Botev , algılama sorunlarına da , materyalist bilgi kuramı bakış açısından yaklaşmıştır.Agnostisizm(Bilinemezcilik)'le ve önyargılarla mücadele etmiştir.Ona göre , dünya kavranılabilirdir.İnsan bilgisinin sınırı yoktur.Algılama değişir ve gelişir."Kilise Sorunu Çözülmüş Müdür?" adlı makalesinde , insan usunun ve bilgisinin geliştiğini kanıtlamakta ve şöyle demektedir:"Dün , kuşku götürmez bir gerçek ve gerekli bir koşul olanın , bugün , zararlı bir önyargı haline gelmesi ; bir zamanlar , bir ütopya olarak kabul edilenin de , günümüzde , tarihsel bir gerçeklik haline gelmesi görülebilmektedir.

Botev , doğa ve toplum üzerine de , Rus düşünürlerinin kuramsal kalıtından yararlanarak , bazı diyalektik düşünceler geliştirmiştir.Bunların en önemlisi , karşıtlar arasındaki değişim ve gelişimden kaynaklanan , çatışma ve mücadele kavramıdır.Ona göre , kahkaha ve gözyaşı ile iyi ve kötü , bu mücadelede iç içedir; insani gelişme ve ilerleme de öyle.Botev , 1876'da , "Bayrak" ve "Yeni Bulgaristan" gazetelerinde yayınlanan makalelerinde , birtakım başka diyalektiktik düşüncelere de ulaşmıştır.Eski ve yeninin çatışmasında , eskinin silinip gitmesi ve yeninin zaferi;ya da tarihin , eski ve çağdışı olanın yok olması ile yeni , sağlıklı ve insani olanın yaşam bulması bu diyalektik çıkarımlara örnektir.

_deva_ 03.05.2009 09:30:06

Botev'in Pedagojik Görüşleri :


Botev'e göre , bir öğretmen , öncelikle okuttuğu çocuklardan daha bilgili olmalıdır.İkincisi , çocukları okutsun ya da okutmasın , gözleri yere bakmalı;ruhu ise , yukarılara , tavana kadar yükselmeli ve kendinden geçmelidir.Üçüncüsü , çocukları öğretmene , ana-babaları değil de , İsa peygamber teslim ettiği için; öğretmenin en ağır görevi , çocukların çok değerli ve çok tatlı masumiyetini , ihtiyarlayıncaya kadar korumaktır.Bu ise , eğitimin başlıca amacıdır.Dayak ve kitap gibi geriye kalan diğer şeyler ise , sadece birer kolaylıktır;yani şarlatanlıktır. Dördüncüsü de , bir öğretmen , öküz gibi sabırlı olmalı;ayrıca , kuzu gibi iyi yürekli ve bitola dilencisi gibi sağlam bedenli olmalıdır.

Botev'in Çeşitli Yazılarından ve Özdeyişlerinden Örnekler :

1) Her insan , etrafında olup bitenlerin nedenini anlamak ister.Bu isteği , onu , ömür boyu beşikten mezara kadar terk etmez.Yağmur niçin yağıyor , otlar nasıl çıkıyor , neden ay kimi zaman dolunay oluyor da kimi zaman ise yalnız kenarcığı görünüyor , neden balık suda yaşayabiliyor da kedi yaşayamıyor gibi sorular; çocuklukta kimin aklına gelmemiştir?İnsanlar , etraflarında olup biten her şeyin nedenini öylesine bulup öğrenmek istiyorlar ki;aslını bilmedikleri bir şeyle uğraşmayı bırakıp , rahatlarına bakacaklarına ve onu daha çok düşünmeyecekleri yerde , tutup , yalancı bir neden uyduruvermeyi , daha uygun görüyorlar.

Her şeyin , niçin ve nasıl olduğunu öğrenip bilme merakı , hayvanlarda yoktur. Hayvan , ovada koşar;zevkine göre , önüne geleni yer.Ancak , niçin koştuğunu , niçin koşabildiğini , yediği yiyeceğin nereden geldiğini hiç düşünmez.İnsanlarsa , bütün bunlar için , düşünüp tasalanır.Bakın , şimdi bundan ne çıkıyor.İnsan , ne kadar çok şey merak ederse ve bunları , ne kadar ayrıntısıyla tanırsa;o kadar çok şey bilmiş olur.Hayvanlar , bütünleşmemiş zeka;küçük çocuklar da , bilgisizliği ile , en zayıf ve en güçsüz durumdadırlar.Çocukların , küçük oldukları için , zayıf olduklarını sanmayın sakın!Fil , çok büyüktür;ancak , büyüklük ve güce gereksinim duyulmayan yerlerde , bir çocuktan daha güçsüz konumdadır.

İnsan , bir şey yapmak istediği zaman ; önce , kendileriyle bu işi yapacağı cisimlerin özelliklerini bilmelidir.Cisimler , insana kendiliğinden boyun eğerler. Cisimler , insanı dinlerler mi yoksa , karşı mı gelirler?Onlar , ne insanı bilirler , ne de kendilerini düşünürler.Onlar ; maden , altın ya da her neyse , o şekilde varoluşlarını devam ettirirler.Ne iş güçleri vardır , ne de istemleri.Bir dere , akmak istediği için değil;yatağı eğimli olduğu için akar.İnsan ise , bir derenin önüne set çekebilir ; dere de akmasına son vererek , birikir ve göl olur.İnsan setin sağlamlığını , suyun gücünü , kıyıların yüksekliğini ve daha birçok koşulu nasıl bilirse ;suya da istediğini dinletip , yerine getirtebilir.Tekerlek döndürtebilir , odun kestirebilir , çayır sulatabilir ve tekne kaldırtabilir.Siz bundan anlıyorsunuz ki , biz , doğayı ya da cisimleri ne kadar tanıyorsak ;onları , özelliklerine göre birleştirerek , o derece iyi yönetebiliriz.

İnsanlar , bilmedikleri şeylerden çok korkarlar.Çünkü , onlardan kendilerini koruyamazlar.İşte bu yüzden , insanlar , bilmedikleriyle yetinmeyip;yalandan boş bir neden uydurmayı , daha yerinde buluyorlar.ve bu yalancı nedeni , bilginin ve anlayışın yerine koyarak;korkunç bir olaya egemen olduklarını zannederek , kendilerini aldatıyorlar.

Doğa hakkındaki bilgileri , tasarımlarından üstün gelmeye başlayıncaya kadar ; halklar da , hep böyle yaşamışlar.İnsanlar , doğa hakkında daha fazla deneyim ve bilgi edindikten sonra , gök gürlemesi ve şimşek hakkında başka türlü düşünmeye başladılar.Kim gürletiyor , diye soracakları yerde;tutup , neyin gürlediğini aradılar ve yavaş yavaş gerçeğe ulaştılar.O zaman da , onlar , dua ve secdeyle ya da kurbanla ve mumla değil;paratoner denilen aletle korundular.Öteki olay ve cisimler üstüne olan bilgiler de böyle gelişiyor.Bilgi , bizi her yerde korkudan koruyor. Kendisinin de bağlı kaldığı olaylar karşısında ise , zararlı etkilerden korunmamızı öğretiyor.

Köylerinde mezarlık bulunan köylüler , acaba neden korkuyorlar?Bana kalırsa , onlar , cesetlerden ve cesetlerin garip görünüşlerinden korkuyorlar.Çünkü , burada , kendileri için açık olmayan bir şeyin varlığını , içgüdüleriyle kavrıyorlar.Başka neden korkacaklar?İnsanlar , öldükten sonra yaşamak istemiyorlar mı?Aralarından biri öldü mü , üzülüp ağlıyorlar.Oysa , ölenlerin ruhlarının ölmediğine inandıkları için , sevinmeleri gerekmez mi?

Bedensiz ruh korkunçtur.Çünkü , onu nasıl düşüneceğimizi bilemiyoruz.O derece korkunç ki , insanlar ona , şaşırtıcı ve çirkin ya da gereğinden fazla güzel bir beden düşlüyor.İnsanlar , canlı ruhu susuz , cisimsiz ve gaz halindeki bir varlığı; yani , canlı havayı değil de , bu aptallıkları daha kolay düşünebiliyorlar.Bu , o kadar saçma bir şey ki;insan , bedensiz ruhu bir tarafa bırakıp , iğrenç bir şey uyduruyor.Bir şeyi tamamiyle bilmediğimiz zaman , onun hakkında her çeşit tasarımda bulunmak , büyük bir aptallıktır.

"Bedensiz ruhlar var olabilir mi?" sorusu , tamamiyle cahilce bir sorudur.Çünkü , bu soru , ruhla bedenin birbirinden ayrı şeyler olması üzerine kurulmuştur.Biri size , "Kara bir kedi odadan çıktıktan sonra , onun karalığı odada kalabilir mi?" diye sorarsa , ne yanıt verebilirsiniz?Böyle bir kimseyi deli zannedersiniz.Oysa , her iki soru da birbirinin benzeridir.Öyleyse , odadan çıkmış olan kedinin karasının kalmasını düşünebilen ya da bir kırlangıcın kanatsız ve bedensiz uçabileceğini tasarlayabilen bir kimse;ruhu da , bütün bölümleri yok edilmiş , ancak yine de , bir bedene sahip olarak tasarlayabilir.

Bazı kimseler , tek bir nedenleri olamamasına rağmen;ölen insanların ruhlarının , başka dünyalara ya da başka alemlere gittiğini söylüyorlar.Bu , çok kolay anlaşılır bir şey değildir.Oksijen ve selitra okyanusunda oksitlenmeden ya da hidrojen ve karbonla birleşmeden , nasıl yükselip gidiyorlar acaba?Ruhun , kimyasal özellikleri yoktur.Nasıl özellikleri vardır?Fiziksel mi?Hayır.Öyleyse , nasıl hareket ediyor?Fiziksel ve kimyasal özellikleri olmayan , biçimsiz , niteliksiz , niceliksiz bir cisme , biz;varolmamıştır ve o bir hiçtir diyoruz.Bu durumda , bize , elektrik kıvılcımı karşılaştırmasıyla karşı çıkacaklardır.Oysa , elektrik kıvılcımı , fiziksel ve kimyasal özelliklere sahiptir.Bu özelliklere bakıp , onda bilinç vardır diyemeyiz.Ancak , onların , bedenden ayrılmış olan ruhtan istedikleri budur.

2) Aptallıkların , kutsal ve yararlı olduklarını söylemek , insanları buna inandırmaya çalışmak , öyle bir cinayettir ki;onu işleyenlere , Tanrı'nın günahkar kullarına gönderdiği cezalar bile azdır.

3) Herkesçe bilinir ki , gereksinimler ve çekilen acılar , insanları birbirlerine yaklaştırır , birleştirir;içten olmaya ve bütün kötülüklerden kurtulmak için yardımlaşmaya yöneltir.

4) Diplomasi ; incecik ve arapsaçı gibi karmakarışık hayat ipliklerinden oluşmuş bir ilimdir.Bu iplikleri kaleme sarıp , kendisine dilenci torbası dokuması için; insanın , kafasında iyi bir çıkrığı olmalıdır.

5) İvanço: Ana be , ben büyüdükten sonra ne olacağım?

Anası : Sen adam ol da , babanın davulu tavanda hazır.(Görüyor musunuz?Kişinin davulcu olması için bile , adam olması gerek!)

_deva_ 03.05.2009 09:31:21
_şiirlerinden örnekler_

Annem'e
Çeviren :Hüseyin Köse

Anneciğim , tam üç yıldır aralıksız ,
Hüzünlü şarkılar söylüyorsun lanetleyerek beni.
Ve ben , başımı alıp gidiyorum;başıboş , umutsuz.
Her yerde insanlarla karşılaşıyorum , kalbimin kabul etmediği.

Babamın bıraktığı mirası , içkiyle değiştireyim mi?
Bu acımasız okları , sana da fırlatayım mı?
Anneciğim , gençliğim hala dipdiri , zinde;
Yitip gidiyor talihsizlik çöllerinde.

En iyi dostlarım , bana bakıyor neşeyle;
Çünkü , onlarla gülmüştüm bir zamanlar ben de.
Ama , şimdi ne mutsuz olduğumu bilmiyor hiçbiri;
Buz insanı yakarmış meğer ve ısıtırmış zemheri.

Nasıl bilsinler , hiçbir dostum yok artık;
Kime açayım şimdi gizlerimi?
Kim bilir , hangi korkunç düşünce alacak ,
Bir gün o ışıltılı düşlerimin yerini.

İnan bana anneciğim , etrafta hiç kimse yok;
Sen hala benim inancımsın!
Ama , dayanağım yok artık , umudum kalmadı;
Kalbime egemen olan aşktan gayrı.

Öyle düşler gördüm ki , gece-gündüz;
Mutluluk ve zaferi tadacağız birlikte!
Neyi arzu ettiysek , o olacak geleceğimiz;
Her düş için ödenecek kefaretimiz de.

Yalnızca , bir tek arzu kaldı kalbimde ,
Onu da senin kollarına veriyorum;tut!
Acılı , can çekişen gençliğim ellerinde;
Yatıştır onu ve avut!

Bir kez daha sarıl bana;
Babama , kız kardeşime ve sevgili bildiklerime!
O zaman , kanımda anlatılmaz bir kızışma;
Asla çürümeyecek yüreğimden , ne kaldıysa geriye.



Kardeşime

Zorluklarla yaşadı kardeşim ,
Aptallar ve yoğun sisler arasında.
Ayıplamalar içinde yanıp tutuştu kalbim
Ve kavruldu ağır pişmanlıklarda.

İçtenlikle sevdim vatanımı ,
Onun mirasını korudum.
Ama , yitirdim kendimi kardeşim ,
Bu aptallardan tiksinerek.

Bir düş ve düşünceler kaosu ,
Çarmıha gerdi genç ruhumu.
Ah!kim koyacak elini üstüne artık ,
Böyle bir kalbin;ki , kötülüklerle dolu?

Hiç kimse!kalbim tanımaz oldu ,
Özgürlüğü ve de neşeyi.
Yine de , çarpmakta çılgınlar gibi ,
Halkın hıçkırıklarının yankısıyla.

Evet kardeş , ağlıyorum gizlice;
Halkın düştüğü bu üzüntüye.
Övebilir mi insan , kendini söyle bana ,
Böylesine cansız ve sapkın bir dünyada?

Hiçbir şey duymuyorum , her şey yanlış;
Yanıt vermiyor kimse çağrılarıma.
Senin ruhun da kardeş , sağırlaşmış;
Tanrıların sesine ve halkın sızlanışlarına.



İlk aşkıma

Öylesine verimli ki bu şarkı ,
Zıplatıyor kalbimdeki zehiri!
Gencim , ama unuttum gençliğimi ,
Yine de anımsamaktayım bazen;
Dün nefret ettiğim şeylerden ,
Bugün de nefret ettiğimi
Ve senin karşısında ayaklarımın
Birbirine karıştığını.

Ağladığım zamanları unut;
Bir bakış , bir iç çekiş için , unut hepsini!
Köleydim bir zamanlar , şimdiyse boşandım zincirlerden;
Senin bir tek soluğun için.
Aptalca küçümsemiştim oysa dünyayı
Ve çamurda oynamıştım kendi duygularımla.

Bırak , bu çılgınların olsun geçmiş;
Söndü aşk , yüreğin işi bitmiş!
Artık , onu yeniden yeşertemezsin;
Çünkü , yalnızca acı egemen üzerinde.
Ve her şeyin üstü , çalı çırpıyla kaplı;
Yüreğimse , nefrete doğru ilerliyor.

Sesin güzel , gençsin hala;duyuyor musun ,
Ağaçların söylediği şarkıyı?
Yoksulların sızlanmasını işitiyor musun?
Kalbim çekilmiş , ıssız topraklara doğru;
İnsan kanının boyadığı.

Bırak bu hoyrat sözler ,
Kemirsin ormanın derinliklerini!
Azgın fırtınalar , çöreklensin gelip;
Dünyanın üzerine!
Ve eski çağların öyküleri ,
Yeni acılar söylesin uygarlığa;yepyeni!

Sen de şarkı söyle genç kız ,
Acının şarkısını söyle!
Kardeşin kardeşi vurmasının şarkısını
Ve gençliğin yok edilişinin.
Şu dul kadının gözyaşlarının şarkısını;
Evsiz-barksız , çocuklarıyla terk edilişinin.

Ya şarkı söyle , ya da sus! Ya da , çek git istersen!
Her şey , yakınında uçuyor çarpıntılı kalbimin;
Anla durumumu sevgilim!
Duy , aşağılarda yankılanan dünyayı ,
Hain ve korkunç haykırışları;
Üzüntü ve can çekişmenin şarkılarını.

Dalları kırıyor , aşağıdaki rüzgar;
Kumlardan örülü bir taç var ,
Akarsu yataklarında uçurum var
Ve rüzgarda seken mermiler.
Ölüm , tatlı bir gülüştür;
Düşüşse , tatlı bir dinleniş.

Ah! hangi ses , bana şarkısını söyleyecek;
Bu üzgün ve tatlı gülüşlerin?
Hangi dudaklardan , güzel sözler dökülecek
Ve hangi deniz , sözcükleri yıkayacak?
Kim susturacak , bu aşkın sesini?
İşte , bu yüzden gitmek gerekir hep;
Sevilen şeyin şarkısını söyleyerek!


_deva_ 03.05.2009 09:31:43
Veda

Anneciğim , ağlama!
Evet , oğlun bir çeteci;
Başkaldıran bir çeteci!
Daha doğduğu günden beri ,
Belliydi , sana yaslar bırakacağı.
Ağlama anne , lanetle yalnızca ,
Türklerin yaptığı zulümü;
Bize ve gençlerimize!
Garip diyarların , gizli hüzünleri;
Bize gelen ve sürgüne gönderen sonra ,
Yersiz ve yurtsuz bırakarak çocuklarını.
Ve sevgiden yoksun kalma anne!
Çünkü , ondan yoksun kalanlar;
Her şeyden yoksun kalır!

Biliyorum anne , beni sevdiğini;
Biliyorum , genç öleceğimi de!
Yarın , belki de beyaz Tuna'da ,
Ereceğim sonsuz huzura.
Söyle bana ne yapayım?
Sensin , bana bu uslanmaz kalbi veren;anlayan da sen!
Bu kahraman kalbi söyle ne yapayım?
Bu kalp ki , bir Türk görmeye dayanamaz;
Atalarımın mezarları üstünde.
Büyüdüğüm bu vatanda ,
İlk sütümü içtiğim ,
İlk aşklarımın ülkesi olan bu diyarda;
Onların karanlık bakışlarına dayanamaz.
Yaralı yüreğime korku salamaz ,
Hiç biri daha fazla.

Değil mi ki , babam ve kardeşlerim de ,
Ben mutlu olayım diye acı çekti.
Ey anneciğim , ey kahraman kadın!
Elveda ve bağışla beni!
Sırtımda çantam , elimde tüfek ,
Halk beni çağırıyor kükreyerek ,
Düşmana karşı savaşmaya;
Bana can verenler için ,
Senin için , babam için , kardeşlerim için!

Anne , eğer duyarsan kendi alnında ,
Bir merminin fısıltısını ,
Eğer , garın dolup boşaldığını görürsen;
Çık evden , oğlundan kalan ne varsa
Ve son anıları da al yanına!
Sana derlerse ki , vurulup düştü oğlun ,
Bir top mermisiyle;
O zaman , ağlama sakın anne ,
İnanma , sana gelen kötü habere!
"Bir sersem gibi hareket etmişti!" derlerse;
Sakın kulak verme , böyle sözlere!
Eve dön ve güzel masallar anlat kendine
Bilsinler ki , oğlun onuruyla düştü toprağa;
Vatanı için , çok uzak diyarlarda.
Bu mutsuzluk , zarar vermesin kırılgan yüreğine;
Sakın başını eğme , Türkler önünde!
Göremezsin , yoksul insanların acılarını;
Asla , bir yakınını kaybetmeksizin!
Söyle onlara anne;yalçın kayalıkların ardından ,
Huzurlu bir dünyayı aramaya gittiğimi!
Bembeyaz ve diri bedenimle ,
Uçmaktayım kayalıkların üzerinde;
Siyah kanım , çorak toprakta.

Asla bulamasınlar tüfeğimi anne;
Kumlara gömsünler!
Ve zalimleri anlatsın herkes birbirine;
Sonra , eğilip toprağımı okşasınlar!
Anne , eğer acın dayanılmaz olursa ,
Yatıştır kendini tüm bunlarla!
Toplayıp başucuna genç kızları ,
Oğlunun öyküsünü anlat onlara!
Horon tepip , dans edecekler etrafında
Ve genç adamlar geldiğinde kapına ,
Hüzünlü aşkımı getirdiklerinde sana;
Benim küçük kardeşlerimmiş gibi ,
Severek dinle ve konuş onlarla!
Nasıl ve niçin toprağa düştüm ,
Son sözlerim neydi ölürken ; sor onlara!
Göreceksin ki , zavallı anneciğim ,
Onların çığlıkları ve sesleri neşeyle çınlayacak ,
Gözlerin , onların gözlerinde sanki bir an ;
Benimkilerle karşılaşacak!
Derin bir iç çekişle rahatlayacaksın ,
İki kalp duyacaksın içinde çarpan ;
Biri benimkiyse , öbürü seninki.
İki iri gözyaşı damlayacak sessizce;
Yaşlı bir kalple , genç bir kalbin üstüne!
Bunu görecek olan kardeşlerim ,
Sevecek ve nefret edecekler , aynı benim gibi;
Ya da ağlayacak ve gülecekler yalnızca.

Ama eğer , sevgili anneciğim ,
Geri dönecek olursam köyümüze sağlıcakla ,
Elimde bayrak , yüzümde bir zafer gülümsemesiyle ,
Arkadaşlarımla aynı giysiler içinde ,
Altın bir aslan heykeli gibi ışıltılı ,
Omuzumda , ince tüfeğimin görkemi ,
Kuşandığım haliyle , kılıcım yanımda olacak yine;
O zaman , kahraman görünürüm anne!
Çiçekler topla bahçeden;
Büyük bir sardunya demeti yap!
Ve sarmaşıklardan bir taç kondur alnına;
Yasla o güzel başını tüfeğime!
Sen anne , coşkuyla karşılamaya gel beni;
Tatlı bir öpücük kondur , saf ve temiz alnıma
Ve şu yüce sözleri mırıldan kulağıma;
"Ya özgür yaşa , ya da yiğitçe öl!"
Yorgun başımı yaslayacağım , yavaşça omuzlarına ,
Kanlı ellerimle bastıracağım , çarpan kahraman kalbimi ,
İçeceğim kana kana göz yaşlarımı , bir öpücük gibi!

Ve sonra , anneciğim affet beni!
Sen sevdiğim varlık , unutma;
Bu dünyadan erken göçüp gidenleri!
Yol çetin , ancak zafer muştuluyor ,
Orada , düşüp ölmek de var genç yaşta;
Başka bir günde , halk şöyle seslenecek duyuyorum:
"Adalet uğruna ölmüş bir yoksul;
adalet ve özgürlük adına!"

_deva_ 03.05.2009 09:32:17
Mücadele

Gençlik acıyla geçer , yoksullukla;
Kan boşuna kızışır , sancılı zamanlarda.
Bakış bulanır , akıl görmez olur hiçbir şeyi
Ve iyilik ölür , kötülükle karşılaşınca.
Anılar çöker , tüm ağırlığıyla ruhun üstüne;
Bellek , durmaksızın canlandırır onları.
Kalpte;hiçbir aşk , hiçbir sevgi kırıntısı ,
Hiçbir umudun gücü , uyandıramaz ölmüş olanı.
Ölmüş biri duyar , bir başka ölüyü yalnızca;
Bizde çılgın insanlar , yaşayıp ölür çılgınlıklarda.
Ve şöyle yazarlar , mezar taşlarına:
"Zengindi" denir , "Şimdi kim tapınacak meşalesine?
"Ne kadar talihsizdi!" denir , ya da "Aldattı kendi tanrısını".
Acımalar , vaazlar , kuyruklu yalanların bini bir para;
Boğazladı onca kişiyi , bu halk celladı da.
Okul hocası oldu , bu bunamış kişi ise;
Felsefe yapıyor şimdi zırvalamalarıyla.
İnanırlar ki , Tanrı korkusu önceliklidir hep;
Şu gazeteciler , kendini bilge sananlar.
Duralım burada;onlar , kuzucuklara aç
Kurt sürüsüdür!Yalanın , ilk taşını koyanlardır
Yapıya.İnsan zekasını , zincire vuranlardır.
Ve yüce Süleyman , bu gözü dönmüş zalim de ,
Uzun zamandır , sarayın derinliklerinde kutsal azizleriyle ,
Bugüne dek , tüm dünyanın yinelediği;
Aptallar için , anlatıp durur özdeyişlerini:
"Kendi Tanrı'ndan korkmalı ve yüceltmelisin kralını!"

Ne kutsal aptallık bu!Binlerce yıldır ,
Bilim ve akıl boşuna savaşıp durur.
Çarpışanlar düşüp ölür , sert kayaların üstüne;
Yoksulluğa karşı yapacak hiçbir şey yoktur.
Boyunduruğa katlanmaya alışmış insanlar ,
Zalimliğe durmaksızın saygı duyarlar.
Eğer el demirdense , hepsini birleştirir;
Söz yalansa , karşısındakine inanç verir.
Sana vurduklarında yalvar;yoksa , sus ve sabırlı ol!
Eğer , başına gelmişse bir felaket , metin ol!
Kurtlar , yılanlar , kanını içsin bırak da;
Dünyadan vazgeç , tek umudun Tanrı'da!
Sana sesleniyorum Tanrım:"Ben günahkarım!";
Yüce Tanrı bağışlar böyle yalvaranı ,
Sever uysal kullarını.

Böyle , almış başını gidiyor dünya!Kölelik ve yalan ,
Kurmuş krallığını;yeryüzü talan!
Kuşaklar boyu bu böyle ,
Aktarın siz , sürekli kendi mirasınızı;
Bu ölümlü krallığın , "suç" 'tur tek yasası!
Bir günah krallığı bu , korkaklık ve gözyaşı krallığı;
Acı ve sonsuz mutlulukların.
Haydi , hızlı adımlarla , hep birlikte mücadeleye ,
Zirvelere doğru , kutsanmış düğümleri çözmeye koşun!
Ve haykıralım:"Ya ekmek , ya da kurşun!"



Hacı Dimitr'e

Yukarıda yaşadı o , daima balkanlarda;
Kalbinde açılmış derin bir yarayla.
Kanla kaplı inliyor yerde , bakın;
Vurulup düşmüş , daha ilk gençliğine yakın.

Yararsız artık tüfeğiyle atılması öne ,
Kırılmış kılıcı en çetin dövüşlerde.
Ve gözlerinin kararmış , sönmüş ışığında;
Ağzında , tüm evreni lanetleyen sözlerle.

Yerde yatıyor kahramanımız , yeri cennet olsun;
Kavursun gökleri ateşten öfkesi.
Çayırlarda , esin perilerinin şarkıları duyulsun;
Durmaksızın akan kanla , yıkansın gövdesi.

Hasat mevsimidir bu , şarkı söyleyin köleler;
Ve sen güneş , kasıp kavur ortalığı , gücünü göster!
Ölüyor kahraman , duysun dünya tümden;
Sen de öleceksin kalbim , sarsıcı bir üzüntüden.

Ama asla ölmez , özgürlük için ölen;
Gökyüzü ve güneş , ağlasın durumuna!
En hüzünlü şarkılarını söyleyen şairler ,
Hizmet edecekler , onun kutsal anısına.

Sığınır , kanatlarının gölgesine kan;
Gökyüzünde damla damla yıldızlar görülür.
Ormanda , uğultular , iç çeken rüzgar savrulur;
Çetecilerin şarkısını söyler , bütün balkan.

Çalınınca saatleri çayırlarda , esin perilerinin;
Zarifçe bırakırlar bedenlerini dansa.
Yeşil çimenler üzerinde , hafif bir ayak izinin ,
Hışırtısı duyulur kahramanın kulağında.

Gösterişsiz çayırların şişkin karnı yarılır ,
Elleri ıslak ve şakakları nemli dünya;
Güleç bir yüzle kahramana sarılır
Ve gizlice bir öpücük kondurur yanağına.

Söyle bana bacım , şu Karadya neresidir;
Ellerimin uzandığı , umutlarımın yeşerdiği?
Ve onlar neredeler , ruhumun kökleri?
Ölmek istediğim yer orasıdır!

Ellerini çırpıp gidiyorlar ,
Şarkıların çınladığı o saydam karanlığa;
Gökte aranıyorlar , gün doğuncaya kadar ,
Ruhun Karadya'sı , düşüyor boşluğa.

Şafak söktü , yukarıdaki dağlarda;
Kahraman yatıyor , akan sel gibi kanla.
Bir kurt yalıyor , durmadan yarasını
Ve güneş akıtıyor üstüne salyasını.


_deva_ 03.05.2009 09:32:45

Yurtsever

Yurtsever , adar ruhunu ,
Özgürlüğe ve bilime yalnızca;
Ama , kendi ruhu değil ,
Halkın ruhudur taşıdığı.

Eğer , iyilik yapıyorsa birine ,
Para içindir herkes gibi;ne yapsın?
Mademki ruhunu çok yükseğe satacak ,
Bir eksiğine altınını bozdurmayacak.

İyi bir yurtseverdir;iyi bir Hıristiyan ,
Eksik değildir hiçbir ayinde.
Ve kiliseye gider;çünkü kilise ,
İyi bir ticarethane.

Para için yapar ne yaparsa ,
Rehine bırakır karısını da.
İyi bir yurttaştır , altından bir kalbi olan;
Yoksullar için kaygılanır , çalışıp didinir.
Sizi düşünmeden , yalnızca kendi beslenir;
Emeğinizle , göz nurunuzu sömürerek.

Eğer , iyilik yapıyorsa birine ,
Para içindir herkes gibi;ne yapsın?
Kendi derisini yiyecek değil ya!



Meyhanede

Kalbim tasalı , biraz şarap verin!
Sarhoş olup unutayım: bunun;
Bir şan mı , yoksa alçaklık mı olduğunu!
Siz ne anlarsınız , ey aptallar ,
İnsanın doğduğu ülkeyi unutmasından;
Ana-babasının temelini ,
Gururlu , savaşçı bir ruha borçlu olmalarından?
Babam öldü;annemse , gözyaşları içinde nicedir.
Unutmak , kendi halkını bir köşede
Ve ağzındaki ekmeğin soyluluğunu;acıdır.
Onlar çaldı benden , aç halkımı.
Korkak çorbacı da çaldı ,
Cimri tüccar da;
Papa ise , daha kutsal çaldı.
Siz de çalın ahmaklar;haydi , durmayın!
Siz de çalın! Size kim engel olacak?
Her yer karanlık , gün ne zaman doğacak?

Burada , içmek için bulunmuyor muyuz yoksa?
Şarkılarını söylemek için mi buradayız başkaldıranların?
Dişlerimizi gösterelim zalimlere , davranın!
Meyhaneler , bizim eşsiz sığınağımızdır;
Haykıralım:"Haydi Balkanlara!".
Ama , ayrıldığımız zaman da ,
Tüm söylevlerimizi unutalım!
Önce susar , sonra da güleriz;
Halkın kutsal şehitlerine.
Zalim , daha da boşanır zincirlerinden;
Toprağımızın , utançtan kızarır alnı!
Lanetleme , vuruşma , soykırım haykırışları
Ve haraç isteniyor köle halktan.

Biraz daha şarap verin , içmek istiyorum!
Ancak , şarap dindirir kalbimdeki acıyı;
Öldürür şarap , karanlık duygularımı
Ve dinginleştirir , titreyen ellerimi.
İçeceğim;düşmana rağmen , size rağmen!
Ey yurtseverler!Hiçbir şeyin değeri yok gözümde;
Korkacak hiçbir şeyim yok!izninizle;
Ama siz , siz tam bir ahmaksınız!
Alıntıdır


Sayfa: [ 1 ]