|
||
![]() _Hayatı_ Botev , 5 ocak 1848'de , Rumeli'ye bağlı Filibe yakınlarındaki , Kalofer kasabasında dünyaya gelir.Babası , Odesa'da ruhani bir okulu bitirmiş öğretmen , yazar ve uyanış döneminin önemli bir kişisi olan Botyo Petkov'dur.Yazar , babasının etkisiyle , daha çocuk yaşında Rus edebiyatına büyük ilgi duymuştur. Halk dilini ve şiirini , 400'den fazla türkü bilen annesinden öğrenmiştir.İlkokulu doğduğu şehirde bitirir.1863 yılında , lise öğrenimi için Odesa'ya gönderilir.Botev , bu şehirdeki liselerden birinde , burs alarak okumaya başlar.Burada , Çernişevski , Dobrolyubov , Herzen gibi Rus yazarlarını inceler ve 1860'ların devrimci ruhunu ve nihilizmi benimser.1864'te , Rus devrimci hareketine katılır. 1866'da , aldığı burs kesilince , liseyi bırakmak zorunda kalır.Bir süre , güney Rusya'nın bir köyünde öğretmenlik yapar.1867'de , Bulgaristan'a döner ve Kalofer'de hasta olan babasının yerine , öğretmenlik yapmaya başlar.Kiril ve Metodiy kardeşlerin doğum yıldönümü kutlamaları nedeniyle söylediği ateşli bir söylev yüzünden , yöneticilerle başı derde girer.Babası , öğrenimine devam etmesi için , onu yeniden Rusya'ya yollamak ister.Ancak , parasal nedenler yüzünden; Rusya yerine , Romanya'nın Braile şehrine gider.Burada , Voinikov'un , "Dunavska Zora" gazetesinde çalışmaya başlar ve Bulgar sığınmacılarının sorunlarıyla ilgilenir. 1868'de , Hacı Dimitr ve Stefan Karaca'nın çetelerinin Tuna nehrini geçerek , Bulgaristan'a girmesinden cesaretlenen Botev;Jelyo Voyvoda'nın çetesiyle , Bulgaristan'a geçmeye hazırlanırken , ailesine vasiyetini yazar.Bu vasiyet "veda" şiiridir ve bu şiir;yazarın , 1871'de çıkarmaya başladığı , "Bulgar Sığınmacılarının Sözü" ya da kısa adıyla "Söz" dergisinde yayınlanır.Botev , aynı yıl , Bükreş'teki Bulgar devrimci merkez komitesine başkan seçilir.Paris komününe olan sempatisini de dile getiren yazar , komite adına , 20 nisan 1871 tarihinde , "İnanç Sembolü" adlı bildirisini yazar.Daha sonra , bu bildirileri , veliçko Popov ile birlikte , Romanya'nın çeşitli yerlerine kurdukları komite binalarına bırakırlar. Botev , 1872'de tutuklanır.Hapisten çıktından sonra , yeniden Bükreş'e yerleşir. Burada , önceleri , Karavelov'un çıkardığı , "Özgürlük" ve "Bağımsızlık" gazetelerinin yayınında yardımcı olur.Daha sonra , 1873'te "Çalar Saat" , 1874-75 yıllarında ise , "Bayrak" adlı gazeteleri çıkarır.1875'te , Bulgaristan'da ayaklanma hazırlığı başlayınca;Botev , bu ayaklanmayı örgütlemek için , Odesa'ya gider.Bu arada , Romanya'daki sığınmacı merkezlerini dolaşır.1876'da , "Yeni Bulgaristan" adlı gazeteyi çıkarır.Bir ara , İstanbul'a gider ve Rus elçisi İgnatiyev ile görüşerek; Rusya'nın , Bulgaristan hakkındaki düşüncelerini öğrenmek ister.1876 Nisan ayaklanması başlayınca , Botev;Romanya'da kurduğu 200 kişilik çetesiyle birlikte , buharlı bir Avusturya gemisiyle Tuna'yı geçerek , Bulgaristan'a ulaşır.Çeşitli yardımlarla , batı Balkanlar'daki veslets Dağı'na kadar gelir.Burada , Osmanlı ordusuyla karşılaşır.Çete kuşatılır.Botev , 20 mayıs 1876'da çıkan çatışmada öldürülür. Eserleri : Botev , 22 şiir yazmıştır.Ayrıca , çok sayıda;makale , deneme , yergi , mektup ve feyletonları vardır.Botev , ilk şiirsel itirafını , "Annem'e" adlı şiiriyle yapmıştır. Şair , annesine , böylesine büyük bir dava uğruna ölürse , ardından ağlamamasını vasiyet eder.Botev , kendi trajik geleceğini sezmiş gibidir.Bu şiir , Slaveykov'un "Gayda" gazetesinde yayınlanır.Daha sonra , "Erkek Kardeşime" adlı şiirini yazar. Bu iki şiirinde , acı ve yalnızlık vardır.1871'de "veda" adlı şiirini yazar."Söz" gazetesinde yayınlanan bu şiir , Botev'in bir çeşit vasiyetidir.Şiirde ; isyancı görüşlerini , savaşa hazır olduğunu , vatanına duyduğu sevgiyi ve Osmanlılara duyduğu öfkeyi dile getirir. "Söz" gazetesinde , yazarın ayrıca;"Çeteciler" , "Kocaya Kaçan" , "İlk Aşkıma" , "Mücadele" adlı şiirleri de yayınlanır."Çeteciler" 'de isyan hakkındaki iyimserliğini , "İlk Aşkım" 'da ise , yeni duygular ve yeni yüzlerle isyanın romantik görüntüsünü çizer. Botev'in şiirlerinden başka , bir de baladı vardır.Bu baladın konusu , Hacı Dimitr'in tehlikelerle dolu olan bir seferidir.Hacı Dimitr'in serüvenleri ile ölümü arasında , bütünlüklü bir kıyaslama yapılır.Yazar , ünlü çeteciyi;kendini halkına ve vatanına adamış olan bir kahraman olarak sunar.Şiirdeki birey , halk ve vatan sorunudur.Botev , bu şiirde , duygusallığı aşmış;eski kalıp ve ilkeleri terk ederek , halk şiirinin etkisiyle , romantizme yaklaşmıştır.Botev'in yazgısını açığa vuran bu şiir , önsezi ve öngörüleri açısından da önemlidir."Hacı Dimitr" , tüm Bulgar edebiyatının en tanınmış şiirlerinden biridir ve Botev'in , en vatansever yaratımı olarak kabul edilir. Botev , 1873 yılında , Dua" adlı şiirini yazar.Bu şiir , siyasi ve sosyal bir itirafnamedir.Şiirde , şairin geleceğe olan inancı belirtilmiş ve lirik kahramanın yüzü ortaya çıkmıştır.1875'te , "Vasil Levski'nin İdamı" adlı şiirini yazar.Şiirde , çekilen acıların yanı sıra;Levski'nin kişiliği , eylemleri ve mücadeleleri övülerek anlatılır.Botev , 1875'te şiirlerini toplayarak , "Botev ve Stambulov'dan Türküler ve Şiirler" adı altında yayınlar.Kitabı hazırlarken , şiirleri birçok kez gözden geçirmiş;eski sözcükleri ayıklayarak , üslubunu güzelleştirmiştir. |
||
|
||
| Sanatı ve Görüşleri : Botev'in coşku verici şiirleri;kendini bilmenin , bir tür dramını yansıtır.Vatansever bir insanın görevleri adına , kalbinde ne varsa , onu anlatmıştır.Bu nedenle onun şiirinde , vatanı için şehit düşmüş insanlar ve kahramanlar ağırlıklı bir yer tutar.Botev , yazdığı şiir ve düzyazılarda , kahramanlarını ülküselleştirir.Fiziki ve ruhsal güzelliklerini betimler.Yazar , ilk şiirlerinde , bireyin ve halkın kaderi sorununa eğilmiştir.Şiirlerinin birçoğunda ise , ölüm duygusu , baskın bir duygudur. Botev , esinlenmesinin yüceliğiyle , diğer tüm Bulgar Rönesans şairlerinin ötesine geçmiştir.İmgeleminin gücü , yarattığı heyecan verici atmosfer , şiirinin teknik yetkinliği ve dil kullanımındaki ustalığıyla , büyük bir şairdir o.Sıklıkla , halk şarkılarına yakın olan şiirleri , tüm Bulgarların ruhuna seslenir.Dizelerinin içerdiği ritimlerin çeşitliliği , onun şiirlerinde , olağanüstü bir yaratımı açığa vurur. 8 heceli uyaksız şiirlerinden bazıları , sıkça yapılan yinelemelerle , halk şirinin temelini derinden etkilemiştir.Botev'in şiirleri , teknik kusurları da içerir.Ancak , güçlü ve anlık anlatım bakımından , bu şiirlerde;güzellik ve yetkinlik vardır yine de.Şiirlerinde , romantizmin ögeleri kadar , derin gerçekçi ögeler de vardır. Botev , romantizm bakımından;Puşkin , Lermontov ve Byron'la birlikte anılır. Botev , şiirde olduğu kadar , mizahta da yetkindir."Çalar Saat" adlı mizah gazetesinde , toplumun ve döneminin kusurlarını alaya alan , fıkra ve taşlamalar yazmıştır.Onun eleştirel yönü , sadece mizahi türlerde değil;Bulgar edebiyatı hakkında yazdığı değerlendirme yazılarında da görülür. Botev'in Sosyal ve Siyasal Görüşleri : 28 yıl gibi kısa bir hayatı olan Botev , toplumsal gelişmenin en ilerici çizgisinden , hiçbir zaman ayrılmamıştır.Bütün insanlara mutluluk sağlayacak olan , doğrucu bir toplum düzeninin kurulması düşüncesi , onun esin kaynağı olmuştur.Onun ideolojik gelişmesi , Bulgaristan'ın;toplumsal , ekonomik gerçeği ve Rus felsefi düşüncesinin etkisi altında olmuştur. Botev'in ele aldığı temel düşünce;Osmanlı feodalizminden ve onun dayanağı olan Bulgar çorbacılarıyla(halkın Hıristiyan ileri gelenlerine taktığı ad) , dini önderlerinden kurtuluşudur.Ona göre , Bulgar çorbacıları , bütün kötülüklerin başı ve halkın en azgın düşmanıdırlar.Tüccar-sanayici burjuvazisi , halkına ihanet etmiştir.Dini önderler ise , ilericilik ve kurtuluşun başlıca düşmanlarıdır.Her akıllı ve namuslu insan , dinden ve aptalca inanışlardan kurtulmalıdır.Çünkü , bu tip inançlar , insanın akli ve fiziksel gücünü yok etmektedir.Çarları ve Papayı koruyan Tanrı'ya karşı gelir Botev.Kölelerin koruyucusu ve küçümseyici bakışların cezalandırıcısı olan "Akıl Tanrısı" 'na ise , çağrıda bulunur. Botev , insanlık ve özgürlük adına;halkın gücünü parçalamak , onun siyasi ve manevi kurtuluşunu geciktirmek için yaratılan , her türlü sahte ilim ve siyasi kuramlara karşı gelmiştir.Ona göre , Avrupa ve Amerika'daki burjuva demokrasileri de çıkmazdadır.Yazar , Avrupa ve Amerikan burjuvazilerinin gerici niyetlerine rağmen;Avrupa'ya karşı , daha ılımlı görüşler içindedir ve şöyle demektedir : Avrupa'ya körü körüne öykünmemeliyiz.Avrupa'dan , bize ve insanlığa yararlı olanı almalıyız. Botev'e göre , bugünkü toplumsal hayatta ve insanların bugünkü siyasal düzeninde , fakiri her yerde köle yapan bu acıklı kuralı ; ne düşünce gelişmesine , ne bilimin yeniliklerine , ne de ticaretin kolaylıklarına bağlayabiliriz.Uygarlığın nimetlerine , fakir ve zengin ayrımı ortadan kalktığında ulaşılabilir.Kötülüğün ana nedeni , çok fakir ve çok zengini yaratan , anormal toplum düzenidir. Botev , sadece sözle değil;uygulamada da , sonsuz sevgisini gösteren bir vatanseverdir.Şovenliğe ve Bulgarların , burjuva milliyetçiliği düzeyinde övülmesine karşıdır.Vatansever olan Botev , aynı zamanda evrenseldir de.O , vatanseverliğin ve evrenselliğin;yani , Bulgarlar ile bütün milletlerin çıkarlarının , gerçek bir birleşimidir.Onun vatanseverliği , evrenselliğe organik bir şekilde bağlıdır.Ona göre , kurtuluş için ölen;yalnız kendi vatanı için değil , bütün dünya için ölmüş demektir. Botev'in Felsefi Görüşleri : Botev'in bakış açısının temel , ideolojik ve kuramsal kaynakları;felsefi materyalizm ile Rus düşünürlerinin , devrimci demokratik görüşleridir. Feuerbach'ın felsefesiyle , onlar sayesinde tanışmıştır.Proudhon , Bakunin , Çernişevski ve Neçayev'den , belirgin bir şekilde etkilenmiştir.Bükreş'te olduğu dönemlerde , Marx'ın bazı eserlerini okumuştur.Bu eserler , Botev'in , felsefi ve sosyo-politik görüşlerini etkilemiştir.Ancak , içinden geldiği toplumsal koşullar nedeniyle , Marksist olamamıştır.Buna karşın felsefe , sosyoloji ve estetik alanlarında , düşünceleriyle ufuklar açmıştır. Botev , Feuerbach'ın materyalist felsefesinin izinde;felsefenin temel problemi olan , us ve madde ilişkisine değinmiştir.Ona göre , us;bedene ve beyne özel , ikincil bir ürün ve bir sonuçtur.Us , bedenden ayrı ve bağımsız bir unsur olarak , tek başına var olamaz.Botev , bu bağlamda , bedenin öldükten sonra , ruhun yaşaması düşüncesini kabul etmez.Ona göre , bu;baştan aşağı bir uydurmadır. Tanrı , doğadan ayrı ve onun dışında bir varlık değildir.O halde , maddesel dünyanın yaratıcısı olamaz.Bu nedenle , Botev , Tanrıbiliminin uzlaşmaz bir karşıtıdır.O , Tanrıtanımazlığı , bilimsel bir kuram olarak kanıtlamıştır.Botev , yalnızca , Tanrı'nın bir ruh olarak nesnel varlığını kabul etmemekle kalmamış; dinin ve ruhban sınıfının , gericiliğine de dikkat çekmiştir. Botev'e göre , organik ve inorganik maddeler arasında bir uçurum yoktur. Organik madde , inorganik maddenin içinde oluşur.Us ve insan bilinci de , onun içinden çıkar.Bu nedenle , Botev;felsefenin temel problemi olan , us ve madde ilişkisini , materyalist bir bakış açısıyla ele almıştır. Botev , algılama sorunlarına da , materyalist bilgi kuramı bakış açısından yaklaşmıştır.Agnostisizm(Bilinemezcilik)'le ve önyargılarla mücadele etmiştir.Ona göre , dünya kavranılabilirdir.İnsan bilgisinin sınırı yoktur.Algılama değişir ve gelişir."Kilise Sorunu Çözülmüş Müdür?" adlı makalesinde , insan usunun ve bilgisinin geliştiğini kanıtlamakta ve şöyle demektedir:"Dün , kuşku götürmez bir gerçek ve gerekli bir koşul olanın , bugün , zararlı bir önyargı haline gelmesi ; bir zamanlar , bir ütopya olarak kabul edilenin de , günümüzde , tarihsel bir gerçeklik haline gelmesi görülebilmektedir. Botev , doğa ve toplum üzerine de , Rus düşünürlerinin kuramsal kalıtından yararlanarak , bazı diyalektik düşünceler geliştirmiştir.Bunların en önemlisi , karşıtlar arasındaki değişim ve gelişimden kaynaklanan , çatışma ve mücadele kavramıdır.Ona göre , kahkaha ve gözyaşı ile iyi ve kötü , bu mücadelede iç içedir; insani gelişme ve ilerleme de öyle.Botev , 1876'da , "Bayrak" ve "Yeni Bulgaristan" gazetelerinde yayınlanan makalelerinde , birtakım başka diyalektiktik düşüncelere de ulaşmıştır.Eski ve yeninin çatışmasında , eskinin silinip gitmesi ve yeninin zaferi;ya da tarihin , eski ve çağdışı olanın yok olması ile yeni , sağlıklı ve insani olanın yaşam bulması bu diyalektik çıkarımlara örnektir. |
||
|
||
Botev'in Pedagojik Görüşleri : Botev'e göre , bir öğretmen , öncelikle okuttuğu çocuklardan daha bilgili olmalıdır.İkincisi , çocukları okutsun ya da okutmasın , gözleri yere bakmalı;ruhu ise , yukarılara , tavana kadar yükselmeli ve kendinden geçmelidir.Üçüncüsü , çocukları öğretmene , ana-babaları değil de , İsa peygamber teslim ettiği için; öğretmenin en ağır görevi , çocukların çok değerli ve çok tatlı masumiyetini , ihtiyarlayıncaya kadar korumaktır.Bu ise , eğitimin başlıca amacıdır.Dayak ve kitap gibi geriye kalan diğer şeyler ise , sadece birer kolaylıktır;yani şarlatanlıktır. Dördüncüsü de , bir öğretmen , öküz gibi sabırlı olmalı;ayrıca , kuzu gibi iyi yürekli ve bitola dilencisi gibi sağlam bedenli olmalıdır. Botev'in Çeşitli Yazılarından ve Özdeyişlerinden Örnekler : 1) Her insan , etrafında olup bitenlerin nedenini anlamak ister.Bu isteği , onu , ömür boyu beşikten mezara kadar terk etmez.Yağmur niçin yağıyor , otlar nasıl çıkıyor , neden ay kimi zaman dolunay oluyor da kimi zaman ise yalnız kenarcığı görünüyor , neden balık suda yaşayabiliyor da kedi yaşayamıyor gibi sorular; çocuklukta kimin aklına gelmemiştir?İnsanlar , etraflarında olup biten her şeyin nedenini öylesine bulup öğrenmek istiyorlar ki;aslını bilmedikleri bir şeyle uğraşmayı bırakıp , rahatlarına bakacaklarına ve onu daha çok düşünmeyecekleri yerde , tutup , yalancı bir neden uyduruvermeyi , daha uygun görüyorlar. Her şeyin , niçin ve nasıl olduğunu öğrenip bilme merakı , hayvanlarda yoktur. Hayvan , ovada koşar;zevkine göre , önüne geleni yer.Ancak , niçin koştuğunu , niçin koşabildiğini , yediği yiyeceğin nereden geldiğini hiç düşünmez.İnsanlarsa , bütün bunlar için , düşünüp tasalanır.Bakın , şimdi bundan ne çıkıyor.İnsan , ne kadar çok şey merak ederse ve bunları , ne kadar ayrıntısıyla tanırsa;o kadar çok şey bilmiş olur.Hayvanlar , bütünleşmemiş zeka;küçük çocuklar da , bilgisizliği ile , en zayıf ve en güçsüz durumdadırlar.Çocukların , küçük oldukları için , zayıf olduklarını sanmayın sakın!Fil , çok büyüktür;ancak , büyüklük ve güce gereksinim duyulmayan yerlerde , bir çocuktan daha güçsüz konumdadır. İnsan , bir şey yapmak istediği zaman ; önce , kendileriyle bu işi yapacağı cisimlerin özelliklerini bilmelidir.Cisimler , insana kendiliğinden boyun eğerler. Cisimler , insanı dinlerler mi yoksa , karşı mı gelirler?Onlar , ne insanı bilirler , ne de kendilerini düşünürler.Onlar ; maden , altın ya da her neyse , o şekilde varoluşlarını devam ettirirler.Ne iş güçleri vardır , ne de istemleri.Bir dere , akmak istediği için değil;yatağı eğimli olduğu için akar.İnsan ise , bir derenin önüne set çekebilir ; dere de akmasına son vererek , birikir ve göl olur.İnsan setin sağlamlığını , suyun gücünü , kıyıların yüksekliğini ve daha birçok koşulu nasıl bilirse ;suya da istediğini dinletip , yerine getirtebilir.Tekerlek döndürtebilir , odun kestirebilir , çayır sulatabilir ve tekne kaldırtabilir.Siz bundan anlıyorsunuz ki , biz , doğayı ya da cisimleri ne kadar tanıyorsak ;onları , özelliklerine göre birleştirerek , o derece iyi yönetebiliriz. İnsanlar , bilmedikleri şeylerden çok korkarlar.Çünkü , onlardan kendilerini koruyamazlar.İşte bu yüzden , insanlar , bilmedikleriyle yetinmeyip;yalandan boş bir neden uydurmayı , daha yerinde buluyorlar.ve bu yalancı nedeni , bilginin ve anlayışın yerine koyarak;korkunç bir olaya egemen olduklarını zannederek , kendilerini aldatıyorlar. Doğa hakkındaki bilgileri , tasarımlarından üstün gelmeye başlayıncaya kadar ; halklar da , hep böyle yaşamışlar.İnsanlar , doğa hakkında daha fazla deneyim ve bilgi edindikten sonra , gök gürlemesi ve şimşek hakkında başka türlü düşünmeye başladılar.Kim gürletiyor , diye soracakları yerde;tutup , neyin gürlediğini aradılar ve yavaş yavaş gerçeğe ulaştılar.O zaman da , onlar , dua ve secdeyle ya da kurbanla ve mumla değil;paratoner denilen aletle korundular.Öteki olay ve cisimler üstüne olan bilgiler de böyle gelişiyor.Bilgi , bizi her yerde korkudan koruyor. Kendisinin de bağlı kaldığı olaylar karşısında ise , zararlı etkilerden korunmamızı öğretiyor. Köylerinde mezarlık bulunan köylüler , acaba neden korkuyorlar?Bana kalırsa , onlar , cesetlerden ve cesetlerin garip görünüşlerinden korkuyorlar.Çünkü , burada , kendileri için açık olmayan bir şeyin varlığını , içgüdüleriyle kavrıyorlar.Başka neden korkacaklar?İnsanlar , öldükten sonra yaşamak istemiyorlar mı?Aralarından biri öldü mü , üzülüp ağlıyorlar.Oysa , ölenlerin ruhlarının ölmediğine inandıkları için , sevinmeleri gerekmez mi? Bedensiz ruh korkunçtur.Çünkü , onu nasıl düşüneceğimizi bilemiyoruz.O derece korkunç ki , insanlar ona , şaşırtıcı ve çirkin ya da gereğinden fazla güzel bir beden düşlüyor.İnsanlar , canlı ruhu susuz , cisimsiz ve gaz halindeki bir varlığı; yani , canlı havayı değil de , bu aptallıkları daha kolay düşünebiliyorlar.Bu , o kadar saçma bir şey ki;insan , bedensiz ruhu bir tarafa bırakıp , iğrenç bir şey uyduruyor.Bir şeyi tamamiyle bilmediğimiz zaman , onun hakkında her çeşit tasarımda bulunmak , büyük bir aptallıktır. "Bedensiz ruhlar var olabilir mi?" sorusu , tamamiyle cahilce bir sorudur.Çünkü , bu soru , ruhla bedenin birbirinden ayrı şeyler olması üzerine kurulmuştur.Biri size , "Kara bir kedi odadan çıktıktan sonra , onun karalığı odada kalabilir mi?" diye sorarsa , ne yanıt verebilirsiniz?Böyle bir kimseyi deli zannedersiniz.Oysa , her iki soru da birbirinin benzeridir.Öyleyse , odadan çıkmış olan kedinin karasının kalmasını düşünebilen ya da bir kırlangıcın kanatsız ve bedensiz uçabileceğini tasarlayabilen bir kimse;ruhu da , bütün bölümleri yok edilmiş , ancak yine de , bir bedene sahip olarak tasarlayabilir. Bazı kimseler , tek bir nedenleri olamamasına rağmen;ölen insanların ruhlarının , başka dünyalara ya da başka alemlere gittiğini söylüyorlar.Bu , çok kolay anlaşılır bir şey değildir.Oksijen ve selitra okyanusunda oksitlenmeden ya da hidrojen ve karbonla birleşmeden , nasıl yükselip gidiyorlar acaba?Ruhun , kimyasal özellikleri yoktur.Nasıl özellikleri vardır?Fiziksel mi?Hayır.Öyleyse , nasıl hareket ediyor?Fiziksel ve kimyasal özellikleri olmayan , biçimsiz , niteliksiz , niceliksiz bir cisme , biz;varolmamıştır ve o bir hiçtir diyoruz.Bu durumda , bize , elektrik kıvılcımı karşılaştırmasıyla karşı çıkacaklardır.Oysa , elektrik kıvılcımı , fiziksel ve kimyasal özelliklere sahiptir.Bu özelliklere bakıp , onda bilinç vardır diyemeyiz.Ancak , onların , bedenden ayrılmış olan ruhtan istedikleri budur. 2) Aptallıkların , kutsal ve yararlı olduklarını söylemek , insanları buna inandırmaya çalışmak , öyle bir cinayettir ki;onu işleyenlere , Tanrı'nın günahkar kullarına gönderdiği cezalar bile azdır. 3) Herkesçe bilinir ki , gereksinimler ve çekilen acılar , insanları birbirlerine yaklaştırır , birleştirir;içten olmaya ve bütün kötülüklerden kurtulmak için yardımlaşmaya yöneltir. 4) Diplomasi ; incecik ve arapsaçı gibi karmakarışık hayat ipliklerinden oluşmuş bir ilimdir.Bu iplikleri kaleme sarıp , kendisine dilenci torbası dokuması için; insanın , kafasında iyi bir çıkrığı olmalıdır. 5) İvanço: Ana be , ben büyüdükten sonra ne olacağım? Anası : Sen adam ol da , babanın davulu tavanda hazır.(Görüyor musunuz?Kişinin davulcu olması için bile , adam olması gerek!) |
||
|
||
| _şiirlerinden örnekler_ Annem'e Çeviren :Hüseyin Köse Anneciğim , tam üç yıldır aralıksız , Hüzünlü şarkılar söylüyorsun lanetleyerek beni. Ve ben , başımı alıp gidiyorum;başıboş , umutsuz. Her yerde insanlarla karşılaşıyorum , kalbimin kabul etmediği. Babamın bıraktığı mirası , içkiyle değiştireyim mi? Bu acımasız okları , sana da fırlatayım mı? Anneciğim , gençliğim hala dipdiri , zinde; Yitip gidiyor talihsizlik çöllerinde. En iyi dostlarım , bana bakıyor neşeyle; Çünkü , onlarla gülmüştüm bir zamanlar ben de. Ama , şimdi ne mutsuz olduğumu bilmiyor hiçbiri; Buz insanı yakarmış meğer ve ısıtırmış zemheri. Nasıl bilsinler , hiçbir dostum yok artık; Kime açayım şimdi gizlerimi? Kim bilir , hangi korkunç düşünce alacak , Bir gün o ışıltılı düşlerimin yerini. İnan bana anneciğim , etrafta hiç kimse yok; Sen hala benim inancımsın! Ama , dayanağım yok artık , umudum kalmadı; Kalbime egemen olan aşktan gayrı. Öyle düşler gördüm ki , gece-gündüz; Mutluluk ve zaferi tadacağız birlikte! Neyi arzu ettiysek , o olacak geleceğimiz; Her düş için ödenecek kefaretimiz de. Yalnızca , bir tek arzu kaldı kalbimde , Onu da senin kollarına veriyorum;tut! Acılı , can çekişen gençliğim ellerinde; Yatıştır onu ve avut! Bir kez daha sarıl bana; Babama , kız kardeşime ve sevgili bildiklerime! O zaman , kanımda anlatılmaz bir kızışma; Asla çürümeyecek yüreğimden , ne kaldıysa geriye. Kardeşime Zorluklarla yaşadı kardeşim , Aptallar ve yoğun sisler arasında. Ayıplamalar içinde yanıp tutuştu kalbim Ve kavruldu ağır pişmanlıklarda. İçtenlikle sevdim vatanımı , Onun mirasını korudum. Ama , yitirdim kendimi kardeşim , Bu aptallardan tiksinerek. Bir düş ve düşünceler kaosu , Çarmıha gerdi genç ruhumu. Ah!kim koyacak elini üstüne artık , Böyle bir kalbin;ki , kötülüklerle dolu? Hiç kimse!kalbim tanımaz oldu , Özgürlüğü ve de neşeyi. Yine de , çarpmakta çılgınlar gibi , Halkın hıçkırıklarının yankısıyla. Evet kardeş , ağlıyorum gizlice; Halkın düştüğü bu üzüntüye. Övebilir mi insan , kendini söyle bana , Böylesine cansız ve sapkın bir dünyada? Hiçbir şey duymuyorum , her şey yanlış; Yanıt vermiyor kimse çağrılarıma. Senin ruhun da kardeş , sağırlaşmış; Tanrıların sesine ve halkın sızlanışlarına. İlk aşkıma Öylesine verimli ki bu şarkı , Zıplatıyor kalbimdeki zehiri! Gencim , ama unuttum gençliğimi , Yine de anımsamaktayım bazen; Dün nefret ettiğim şeylerden , Bugün de nefret ettiğimi Ve senin karşısında ayaklarımın Birbirine karıştığını. Ağladığım zamanları unut; Bir bakış , bir iç çekiş için , unut hepsini! Köleydim bir zamanlar , şimdiyse boşandım zincirlerden; Senin bir tek soluğun için. Aptalca küçümsemiştim oysa dünyayı Ve çamurda oynamıştım kendi duygularımla. Bırak , bu çılgınların olsun geçmiş; Söndü aşk , yüreğin işi bitmiş! Artık , onu yeniden yeşertemezsin; Çünkü , yalnızca acı egemen üzerinde. Ve her şeyin üstü , çalı çırpıyla kaplı; Yüreğimse , nefrete doğru ilerliyor. Sesin güzel , gençsin hala;duyuyor musun , Ağaçların söylediği şarkıyı? Yoksulların sızlanmasını işitiyor musun? Kalbim çekilmiş , ıssız topraklara doğru; İnsan kanının boyadığı. Bırak bu hoyrat sözler , Kemirsin ormanın derinliklerini! Azgın fırtınalar , çöreklensin gelip; Dünyanın üzerine! Ve eski çağların öyküleri , Yeni acılar söylesin uygarlığa;yepyeni! Sen de şarkı söyle genç kız , Acının şarkısını söyle! Kardeşin kardeşi vurmasının şarkısını Ve gençliğin yok edilişinin. Şu dul kadının gözyaşlarının şarkısını; Evsiz-barksız , çocuklarıyla terk edilişinin. Ya şarkı söyle , ya da sus! Ya da , çek git istersen! Her şey , yakınında uçuyor çarpıntılı kalbimin; Anla durumumu sevgilim! Duy , aşağılarda yankılanan dünyayı , Hain ve korkunç haykırışları; Üzüntü ve can çekişmenin şarkılarını. Dalları kırıyor , aşağıdaki rüzgar; Kumlardan örülü bir taç var , Akarsu yataklarında uçurum var Ve rüzgarda seken mermiler. Ölüm , tatlı bir gülüştür; Düşüşse , tatlı bir dinleniş. Ah! hangi ses , bana şarkısını söyleyecek; Bu üzgün ve tatlı gülüşlerin? Hangi dudaklardan , güzel sözler dökülecek Ve hangi deniz , sözcükleri yıkayacak? Kim susturacak , bu aşkın sesini? İşte , bu yüzden gitmek gerekir hep; Sevilen şeyin şarkısını söyleyerek! |
||
|
||
| Veda Anneciğim , ağlama! Evet , oğlun bir çeteci; Başkaldıran bir çeteci! Daha doğduğu günden beri , Belliydi , sana yaslar bırakacağı. Ağlama anne , lanetle yalnızca , Türklerin yaptığı zulümü; Bize ve gençlerimize! Garip diyarların , gizli hüzünleri; Bize gelen ve sürgüne gönderen sonra , Yersiz ve yurtsuz bırakarak çocuklarını. Ve sevgiden yoksun kalma anne! Çünkü , ondan yoksun kalanlar; Her şeyden yoksun kalır! Biliyorum anne , beni sevdiğini; Biliyorum , genç öleceğimi de! Yarın , belki de beyaz Tuna'da , Ereceğim sonsuz huzura. Söyle bana ne yapayım? Sensin , bana bu uslanmaz kalbi veren;anlayan da sen! Bu kahraman kalbi söyle ne yapayım? Bu kalp ki , bir Türk görmeye dayanamaz; Atalarımın mezarları üstünde. Büyüdüğüm bu vatanda , İlk sütümü içtiğim , İlk aşklarımın ülkesi olan bu diyarda; Onların karanlık bakışlarına dayanamaz. Yaralı yüreğime korku salamaz , Hiç biri daha fazla. Değil mi ki , babam ve kardeşlerim de , Ben mutlu olayım diye acı çekti. Ey anneciğim , ey kahraman kadın! Elveda ve bağışla beni! Sırtımda çantam , elimde tüfek , Halk beni çağırıyor kükreyerek , Düşmana karşı savaşmaya; Bana can verenler için , Senin için , babam için , kardeşlerim için! Anne , eğer duyarsan kendi alnında , Bir merminin fısıltısını , Eğer , garın dolup boşaldığını görürsen; Çık evden , oğlundan kalan ne varsa Ve son anıları da al yanına! Sana derlerse ki , vurulup düştü oğlun , Bir top mermisiyle; O zaman , ağlama sakın anne , İnanma , sana gelen kötü habere! "Bir sersem gibi hareket etmişti!" derlerse; Sakın kulak verme , böyle sözlere! Eve dön ve güzel masallar anlat kendine Bilsinler ki , oğlun onuruyla düştü toprağa; Vatanı için , çok uzak diyarlarda. Bu mutsuzluk , zarar vermesin kırılgan yüreğine; Sakın başını eğme , Türkler önünde! Göremezsin , yoksul insanların acılarını; Asla , bir yakınını kaybetmeksizin! Söyle onlara anne;yalçın kayalıkların ardından , Huzurlu bir dünyayı aramaya gittiğimi! Bembeyaz ve diri bedenimle , Uçmaktayım kayalıkların üzerinde; Siyah kanım , çorak toprakta. Asla bulamasınlar tüfeğimi anne; Kumlara gömsünler! Ve zalimleri anlatsın herkes birbirine; Sonra , eğilip toprağımı okşasınlar! Anne , eğer acın dayanılmaz olursa , Yatıştır kendini tüm bunlarla! Toplayıp başucuna genç kızları , Oğlunun öyküsünü anlat onlara! Horon tepip , dans edecekler etrafında Ve genç adamlar geldiğinde kapına , Hüzünlü aşkımı getirdiklerinde sana; Benim küçük kardeşlerimmiş gibi , Severek dinle ve konuş onlarla! Nasıl ve niçin toprağa düştüm , Son sözlerim neydi ölürken ; sor onlara! Göreceksin ki , zavallı anneciğim , Onların çığlıkları ve sesleri neşeyle çınlayacak , Gözlerin , onların gözlerinde sanki bir an ; Benimkilerle karşılaşacak! Derin bir iç çekişle rahatlayacaksın , İki kalp duyacaksın içinde çarpan ; Biri benimkiyse , öbürü seninki. İki iri gözyaşı damlayacak sessizce; Yaşlı bir kalple , genç bir kalbin üstüne! Bunu görecek olan kardeşlerim , Sevecek ve nefret edecekler , aynı benim gibi; Ya da ağlayacak ve gülecekler yalnızca. Ama eğer , sevgili anneciğim , Geri dönecek olursam köyümüze sağlıcakla , Elimde bayrak , yüzümde bir zafer gülümsemesiyle , Arkadaşlarımla aynı giysiler içinde , Altın bir aslan heykeli gibi ışıltılı , Omuzumda , ince tüfeğimin görkemi , Kuşandığım haliyle , kılıcım yanımda olacak yine; O zaman , kahraman görünürüm anne! Çiçekler topla bahçeden; Büyük bir sardunya demeti yap! Ve sarmaşıklardan bir taç kondur alnına; Yasla o güzel başını tüfeğime! Sen anne , coşkuyla karşılamaya gel beni; Tatlı bir öpücük kondur , saf ve temiz alnıma Ve şu yüce sözleri mırıldan kulağıma; "Ya özgür yaşa , ya da yiğitçe öl!" Yorgun başımı yaslayacağım , yavaşça omuzlarına , Kanlı ellerimle bastıracağım , çarpan kahraman kalbimi , İçeceğim kana kana göz yaşlarımı , bir öpücük gibi! Ve sonra , anneciğim affet beni! Sen sevdiğim varlık , unutma; Bu dünyadan erken göçüp gidenleri! Yol çetin , ancak zafer muştuluyor , Orada , düşüp ölmek de var genç yaşta; Başka bir günde , halk şöyle seslenecek duyuyorum: "Adalet uğruna ölmüş bir yoksul; adalet ve özgürlük adına!" |
||
|
||
| Mücadele Gençlik acıyla geçer , yoksullukla; Kan boşuna kızışır , sancılı zamanlarda. Bakış bulanır , akıl görmez olur hiçbir şeyi Ve iyilik ölür , kötülükle karşılaşınca. Anılar çöker , tüm ağırlığıyla ruhun üstüne; Bellek , durmaksızın canlandırır onları. Kalpte;hiçbir aşk , hiçbir sevgi kırıntısı , Hiçbir umudun gücü , uyandıramaz ölmüş olanı. Ölmüş biri duyar , bir başka ölüyü yalnızca; Bizde çılgın insanlar , yaşayıp ölür çılgınlıklarda. Ve şöyle yazarlar , mezar taşlarına: "Zengindi" denir , "Şimdi kim tapınacak meşalesine? "Ne kadar talihsizdi!" denir , ya da "Aldattı kendi tanrısını". Acımalar , vaazlar , kuyruklu yalanların bini bir para; Boğazladı onca kişiyi , bu halk celladı da. Okul hocası oldu , bu bunamış kişi ise; Felsefe yapıyor şimdi zırvalamalarıyla. İnanırlar ki , Tanrı korkusu önceliklidir hep; Şu gazeteciler , kendini bilge sananlar. Duralım burada;onlar , kuzucuklara aç Kurt sürüsüdür!Yalanın , ilk taşını koyanlardır Yapıya.İnsan zekasını , zincire vuranlardır. Ve yüce Süleyman , bu gözü dönmüş zalim de , Uzun zamandır , sarayın derinliklerinde kutsal azizleriyle , Bugüne dek , tüm dünyanın yinelediği; Aptallar için , anlatıp durur özdeyişlerini: "Kendi Tanrı'ndan korkmalı ve yüceltmelisin kralını!" Ne kutsal aptallık bu!Binlerce yıldır , Bilim ve akıl boşuna savaşıp durur. Çarpışanlar düşüp ölür , sert kayaların üstüne; Yoksulluğa karşı yapacak hiçbir şey yoktur. Boyunduruğa katlanmaya alışmış insanlar , Zalimliğe durmaksızın saygı duyarlar. Eğer el demirdense , hepsini birleştirir; Söz yalansa , karşısındakine inanç verir. Sana vurduklarında yalvar;yoksa , sus ve sabırlı ol! Eğer , başına gelmişse bir felaket , metin ol! Kurtlar , yılanlar , kanını içsin bırak da; Dünyadan vazgeç , tek umudun Tanrı'da! Sana sesleniyorum Tanrım:"Ben günahkarım!"; Yüce Tanrı bağışlar böyle yalvaranı , Sever uysal kullarını. Böyle , almış başını gidiyor dünya!Kölelik ve yalan , Kurmuş krallığını;yeryüzü talan! Kuşaklar boyu bu böyle , Aktarın siz , sürekli kendi mirasınızı; Bu ölümlü krallığın , "suç" 'tur tek yasası! Bir günah krallığı bu , korkaklık ve gözyaşı krallığı; Acı ve sonsuz mutlulukların. Haydi , hızlı adımlarla , hep birlikte mücadeleye , Zirvelere doğru , kutsanmış düğümleri çözmeye koşun! Ve haykıralım:"Ya ekmek , ya da kurşun!" Hacı Dimitr'e Yukarıda yaşadı o , daima balkanlarda; Kalbinde açılmış derin bir yarayla. Kanla kaplı inliyor yerde , bakın; Vurulup düşmüş , daha ilk gençliğine yakın. Yararsız artık tüfeğiyle atılması öne , Kırılmış kılıcı en çetin dövüşlerde. Ve gözlerinin kararmış , sönmüş ışığında; Ağzında , tüm evreni lanetleyen sözlerle. Yerde yatıyor kahramanımız , yeri cennet olsun; Kavursun gökleri ateşten öfkesi. Çayırlarda , esin perilerinin şarkıları duyulsun; Durmaksızın akan kanla , yıkansın gövdesi. Hasat mevsimidir bu , şarkı söyleyin köleler; Ve sen güneş , kasıp kavur ortalığı , gücünü göster! Ölüyor kahraman , duysun dünya tümden; Sen de öleceksin kalbim , sarsıcı bir üzüntüden. Ama asla ölmez , özgürlük için ölen; Gökyüzü ve güneş , ağlasın durumuna! En hüzünlü şarkılarını söyleyen şairler , Hizmet edecekler , onun kutsal anısına. Sığınır , kanatlarının gölgesine kan; Gökyüzünde damla damla yıldızlar görülür. Ormanda , uğultular , iç çeken rüzgar savrulur; Çetecilerin şarkısını söyler , bütün balkan. Çalınınca saatleri çayırlarda , esin perilerinin; Zarifçe bırakırlar bedenlerini dansa. Yeşil çimenler üzerinde , hafif bir ayak izinin , Hışırtısı duyulur kahramanın kulağında. Gösterişsiz çayırların şişkin karnı yarılır , Elleri ıslak ve şakakları nemli dünya; Güleç bir yüzle kahramana sarılır Ve gizlice bir öpücük kondurur yanağına. Söyle bana bacım , şu Karadya neresidir; Ellerimin uzandığı , umutlarımın yeşerdiği? Ve onlar neredeler , ruhumun kökleri? Ölmek istediğim yer orasıdır! Ellerini çırpıp gidiyorlar , Şarkıların çınladığı o saydam karanlığa; Gökte aranıyorlar , gün doğuncaya kadar , Ruhun Karadya'sı , düşüyor boşluğa. Şafak söktü , yukarıdaki dağlarda; Kahraman yatıyor , akan sel gibi kanla. Bir kurt yalıyor , durmadan yarasını Ve güneş akıtıyor üstüne salyasını. |
||
|
||
Yurtsever Yurtsever , adar ruhunu , Özgürlüğe ve bilime yalnızca; Ama , kendi ruhu değil , Halkın ruhudur taşıdığı. Eğer , iyilik yapıyorsa birine , Para içindir herkes gibi;ne yapsın? Mademki ruhunu çok yükseğe satacak , Bir eksiğine altınını bozdurmayacak. İyi bir yurtseverdir;iyi bir Hıristiyan , Eksik değildir hiçbir ayinde. Ve kiliseye gider;çünkü kilise , İyi bir ticarethane. Para için yapar ne yaparsa , Rehine bırakır karısını da. İyi bir yurttaştır , altından bir kalbi olan; Yoksullar için kaygılanır , çalışıp didinir. Sizi düşünmeden , yalnızca kendi beslenir; Emeğinizle , göz nurunuzu sömürerek. Eğer , iyilik yapıyorsa birine , Para içindir herkes gibi;ne yapsın? Kendi derisini yiyecek değil ya! Meyhanede Kalbim tasalı , biraz şarap verin! Sarhoş olup unutayım: bunun; Bir şan mı , yoksa alçaklık mı olduğunu! Siz ne anlarsınız , ey aptallar , İnsanın doğduğu ülkeyi unutmasından; Ana-babasının temelini , Gururlu , savaşçı bir ruha borçlu olmalarından? Babam öldü;annemse , gözyaşları içinde nicedir. Unutmak , kendi halkını bir köşede Ve ağzındaki ekmeğin soyluluğunu;acıdır. Onlar çaldı benden , aç halkımı. Korkak çorbacı da çaldı , Cimri tüccar da; Papa ise , daha kutsal çaldı. Siz de çalın ahmaklar;haydi , durmayın! Siz de çalın! Size kim engel olacak? Her yer karanlık , gün ne zaman doğacak? Burada , içmek için bulunmuyor muyuz yoksa? Şarkılarını söylemek için mi buradayız başkaldıranların? Dişlerimizi gösterelim zalimlere , davranın! Meyhaneler , bizim eşsiz sığınağımızdır; Haykıralım:"Haydi Balkanlara!". Ama , ayrıldığımız zaman da , Tüm söylevlerimizi unutalım! Önce susar , sonra da güleriz; Halkın kutsal şehitlerine. Zalim , daha da boşanır zincirlerinden; Toprağımızın , utançtan kızarır alnı! Lanetleme , vuruşma , soykırım haykırışları Ve haraç isteniyor köle halktan. Biraz daha şarap verin , içmek istiyorum! Ancak , şarap dindirir kalbimdeki acıyı; Öldürür şarap , karanlık duygularımı Ve dinginleştirir , titreyen ellerimi. İçeceğim;düşmana rağmen , size rağmen! Ey yurtseverler!Hiçbir şeyin değeri yok gözümde; Korkacak hiçbir şeyim yok!izninizle; Ama siz , siz tam bir ahmaksınız! Alıntıdır |
||